17 Aralık 2018 Pazartesi

Risk alıcı mısın?



Hızlı kara verip cesur işler yapan insan mısın. Risk alıcı mısınız? daha hızlı koşarsan ben bu çarktan koşarım zannediyorsun ancak daha fazla beyin gücü ile bir şeyler yapabilirsin. Bir çok otuz bin lira borç ile doğuyor. Ve Türkiye'de durum bu şekilde. Öyle akıllıca kurgulanmış ki bu sistem ne yapsan kurtulamıyorsun ve 18 yaşından sonra uğraşıp duruyorsun. Okuldaki krediler ile başlıyoruz ve son sistem seni borçlandırarak, ve daha fazla borçlandırarak daha az düşünmeni sağlıyor. 

Bir nakliyat firması ile çalışırken iyi araştırmamız ve bilgili olmamız gereklidir. Nakliyat ankara firması seçerken, nakliyat ile alakamız yok ise iyi araştırmak ve bilgili olan kişilerden bilgi almak çok önemlidir. Yoksa ankara nakliyat evden eve firması seçerken çok dikkat etmeliyiz.

Bazen kimse seni ciddiye almaz, kimse size bilgi vermez bu eski tip liderliktir. Benim yerimi alır diye insanlar size bir şeyler eklemek istemezler. Yaptığımız şeyleri kimse beğenmeyebilir ama bizim içimizde başarmak gibi bir şey var ise o kesinlikle ve kesinlikle olur. İnsanları iyi tanımak ve kendimizi daha iyi tanımak çok önemlidir.




Nikah Şekeri

23 Kasım 2018 Cuma

Türkiyede sol algısı



Sol demek hatta sosyal demokrat diye tarih edilen akımın hayat bulduğu kesimler emeğin karşılığın bulamadığı, pastadan az payan alan insanlardır. Bizde ise pastadan en büyük payı alanlar beyaz Türkler diye tarif eden kesimdir.

Türkiye'de şampiyonluğa oynamış kişiler örneğin Şenol Güneş bile yaptığı başarılar ile değil giyimi ve kuşamı ile tartışıldı. Bugün bir takım farklılarımız olsa bile biz değiliz ayrı ayrı bir birimizi yiyoruz.

Bosna katlimanı ve Hocalı katliamını unutmamak ve unutturmamak lazım. Avrupa'da BM eli ile katliam yapıldı ve biz ne tablolar gördük oralarda. Milli mücadelede evini bırakıp gidenlerin evini basan zihniyet hala ayakta ve birileirnin onlara dur demeliyiz o biri de biziz. İlk önce biz olmalıyız ve diri olmalıyız.

3 Ekim 2018 Çarşamba

Türkiye nereye gidiyor?



Oy vererek bir yere varamazsınız hangi partiye oy verirseniz verin rayları Washington'a gidiyor. Bir yere varılamıyor çünkü halk istediği kişiyi seçemiyor. Bu tiyatroyu seyirci gibi izliyoruz.

Bu bir üçüncü dünya paylaşım stratejisi biz etrafımızaki akrabalarımız, komşularımız ile bağ kuramaz durumdadır. Biraz resmi okuduğunuz zaman görülüyor ki felaketler görülmeye başladı. Görebillenler en azından yabancı siteleri takip edenler görüyor ki Türkiye iyiye gitmiyor.

BM küresel güçlerin önünde bir oyunca, adamlar dünyayı kana bularken 18 mart kadınlar gününü icat etmeyi de unutmuyorlar. Eğer bizim atalarımız zamanında düşmana karşı muzaffer oldularsa biz partiler üzeri platformlar haline gelirsek ancak o zaman Türkiye, Türkiye olur. Biz binlerceyiz siyasi partiler ise onlarca. Atatürk ölünce ne yaparız dediler ama oradan çıkan çatlar sesler dedi ki Atatürk benim, bu ruh önemli Atatürk illa ki ölecekti ama onun ruhu hala aramızda.

6 Haziran 2018 Çarşamba

Beynimizi Doğru Kullanıyor Muyuz?



Bir odadaki en akıllı siz iseniz yanlış odadasınız. Bir boyutta sizden daha akıllı insanlar ile zaman geçirmeniz çok önemlidir. Tarihin en büyük beyinlerini kitap okumak sureti ile kendinize arkadaş edinmelisiniz. Monotonluk beynin ölümü demek, her şeyi aynı şekilde yapmak beyni öldürmektedir.Sürekli bir şeyleri değiştirmek çok önemlidir.

Beyin öğrendiği şeyleri monotanlığa başlar. Ne kadar zeki iseniz o kadar çok çalışmak zorundasınızdır. Yeni bir şey öğrenmek istediğiniz beynini çalışacaktır, öğrenmek istemezseniz beyin kendi kendin yiyecektir. 

İnsan bir şeye alışması lazım bu bizim yaşamımızı kolaylaştırıyor. Bir de insan bir yerde mutlu iken başka yerde daha çok mutlu olalım diyebiliyorsunuz. Herkes herkesi daha çok mutlu biliyor ve öyle zannediyor.  Komşunun tavuğu komşuya kaz gelir derler. Olduğumuz yerde durmak insanoğlunu sıkmıştır. Bir şey üremek insanoğlunun içgüdülerinde var örneğin parke üretirken bu parke eskirse diye sistre cilayı icat ediyorlar ve eski parkeleri yeniliyorlar. Beynimiz bir anlamda maymun iştahlıdır ve ilerlemek için bir şeyler üretmemiz ve bir şeyler yapmamız gerekmektedir. 

Herkesin içerisinde bir kıpırtı var oradan sürekli bir şey var. İnsan her zaman hareket etmek ister, zaten bu yüzden ankara nakliyat gibi hizmetler gelişmiştir çünkü insan sürekli yer değiştirmek ister.

21 Şubat 2016 Pazar

En çirkin on bidat

Bidatların en çirkini on tanedir.



1- Kuran’ın ücretle okunmasıdır. Zikir dua ve salavatta böyledir.



2- Nafile ibadette cemaat olmak.


3- Tadili erkanı terk etmek ve namazda horozun yahut karganın tane topladığı gibi, secde etmek, süratle başı yere koyup kaldırmak.



4- İmamdan ileri geçmek ve ona muhalif olmak.



H.Şerif Ebu Hüreyre(ra)dan : Sizden biriniz imamdan önce başını rukü ve secdeden kaldırırsa, Allahın, onun başını eşşek başı yapmasından korkmazmı? Veya suretini eşşek sureti yapmasından korkmazmı

Hadis ravilerinden birisi, bu hadisi şerifi duyunca hiç böyle şey olurmu diye bunu inkar ediyor ve Allah-ü Teala onun başını eşşek başına çeviriyor.


5- Safları düzgün tutmamak.

H.Şerif : Safları düzgün tutunuz. Safların düzgün olması namazın dosdoğru olduğunun alametlerinden dir.



6- Şarkı söylemek ve şarkı dinlemek Kuran okurken yahut zikir esnasındaki teganni de bundandır. Raks ve def çalmakta bunlara dahildir.



7- Hutbe okunurken salat getirmek, radiyallahü anh demek, amin demek ve benzerlerini yapmak.


8- Müsrif kimseye ve mescidde dilenene sadaka vermek. Şöhret yahut riya için yemek ikram etmek.



9- Kadınların yabancı bir erkeğin evinde toplanıp tebrikleri kabul, taziye ve hasta ziyaretleri için halvet etmeleri yani tek başına kalmaları, kabirleri ziyaret etmeleri, davet eden yabancı bir erkek ise o davete gitmeleri. Kadınların peygamber (S.A.S) in mevlidini, evin dışından erkeklerin işiteceği şekilde aşikar okumaları. Bahusus evli olan kadın ve genç kızların süslenerek güzel kokular sürmeleri.



10- Ölü yemeği ve kabirlerde mumların yakılması, cenaze önünde ve düğünlerde ve bunların benzerlerinde aşikar zikir yapmak, Kur’an hatmi için yemek yapmak ,ölü için ağlayanlara1 yemek vermek. Ancak ölünün yakınlarına yemek yedirmek onlar acı içinde olduklarından dolayı müstehaptır.



1 Ölünün arkasından ağlamak önceden bir meslek idi.

13 Şubat 2016 Cumartesi

Sigara

SİGARA HAKKINDA::  Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, Amerika kıtasının keşfinden sonra keşfolunup bütün dünyayı saran tütün iptilâsı üzerine şu sözleri söylemiş:
Bir acayip bid’at gelmiş cihana,
Aman ha değmesin ehl-i îmana!
Duhan diye isim vermişler ona,
Tütsü verir çıksın diye îmana!

Bazı imamlar nûş edip içerler,
İçip de mihraba niçin geçerler?

Melekler istikrâh edip kaçarlar,
Şikâyet ederler varıp Rahmân’a
Enbiyâdan hiçbir kimse içmedi
İçin diye tembih dahî etmedi

Seleften hiç kimse alıp-satmadı, ticareti haramdır bezirgâna Kötülüğü, sıhhate zararı henüz yeterince bilinmeyip,
hükmü verilmediğinden sigaraya alışmış hem de çok sigara içen bir zat olan Şeyh Altıparmak’ın eline bu manzûme ulaşınca, manzûmenin yazılı olduğu kâğıdı çevirmiş o da şunu yazmış:

Ey tütüne haramdır diyen ahmak,
Niçin haram olsun bir yeşil yaprak?
Tütün yetiştirmedi mi bu mukaddes toprak?
Haram olsaydı içer miydi Şeyh Altıparmak!

ve bunu özel bir postayla göndermiş. O gece Şeyh Altıparmak bir rüya görmüş:

Rüyasında kıyâmet kopmuş, hesaplar görülmüş, Şeyh Altıparmak da cennete girmeye hak kazananlar arasında cennete girmiş. Kendisine yerini göstermişler, mükemmel ikramlar, serirler, koltuklar hazır... Geçmiş oturmuş.

Tiryakilerin canı iki yerde çok sigara istermiş. Biri; çok sıkıntılı anlarda. Diğeri; çok huzurlu anlarda. Altıparmak’ın da cennete varıp oturunca canı sigara istemiş. Hemen cebinden tabakasını çıkarmış, sigarayı sarmış, ağzına götürmüş, fakat yakmak için ateş yok. Etraftaki sormuş:
  “–Bunu yakacağım, ateş yok mu?”

Demişler ki: “–Yâ Şeyh! Biliyorsun burası cennet, cennette ateş olmaz. Bunu tutuşturmak istiyorsan, bir yol cehenneme gidiver!”
O an sigara içme arzusu öyle bastırmış ki, Altıparmak elinde sigarası cennetten çıkmış ve cehennemde sigarayı yakıp tekrar cennetin kapısına yönelmiş. Yine o çok özlediği dumanlar içerisinde cennetin kapısına varmış, bakmış ki, kapı kapanmış. Kapıyı vurmuş.

İçeriden seslenmişler: “–Kim o?”

 “–Ben Şeyh Altıparmak! Ben cennetlikler arasındayım! Açın kapıyı!”

“–Ne istiyorsun?”
“–Yerime geçmek istiyorum.”
“–Yâ Şeyh eğer cennete girmek istiyorsan, at ağzındaki ateşi, çünkü cennet ateş yeri değil!”

Şeyh Altıparmak bu cevabın sıkıntısı ile kan-ter içerisinde uykusundan uyanmış hemen abdest almış. Yetmiş defa tövbe secdesine kapanıp,

«Tövbe yâ Rabbi, tövbe yâ Rabbi!..»

diye istiğfar etmiş, ondan sonra da;

«Hâlda hâldaşım, sinde sindaşım, tarikatta yoldaşım, dünya ve âhirette kardaşım Ebussuud Efendi’ye» diye başlayan bir mektup yazmış.

Mektubunda; «Size gönderdiğim berbat-nâmeden dolayı sizden özür diliyor, affınızı istirham ediyorum.» diye bu büyük âlimden bağışlanmasını dilemiş.
Bu hâdiseden sonra Şeyh Altıparmak bir daha sigara içmediği gibi mürîdanını da sigaradan men‘ etmiş.

Hikaye

Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak. Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır.Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider..
 Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir o da cemaatle birlikte saf tutar.. Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını.
Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan.. Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar..
 Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile.. İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar…
İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:
“Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın? Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”
Bunu duyan meczub melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar “Âdetiniz böyle değil mi?” “Ne âdeti?!” der Hoca..
 Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra..
 Der ki meczub bu kez:
“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun?
 Kızacaksan herkese kız, tek bana değil! Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der.. “Evet” der meczub, “Hepinizin sırtı yüklü!”..
Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına,bıyık altından gülüşmeler başlamıştır..
 Meczub bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır:
“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı.. Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!..” Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca; “ Boş yok, boş yok hiç!..diye tekrarlar. O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar! Aynen doğrudur dedikleri çünkü;
 Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği.. Biri açtır aklında yiyeceği tavuk, birinin sırtında sevdiği kadın, diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.
“Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle
 Hoca.. O da der ki: “Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı! Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda… “

Namazda kimin huzurunda olduğumuzu unutmayalım !!!

Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik viraneler var.

Hayırlı cumalar efendim